Yaşamın Düğümlerini Çözerken Kaybolan Bir Ruhun Hikayesi
- Furkan R.M.T BALCI
- 31 Eki 2023
- 3 dakikada okunur
Hayal kitabımı açtım, neden bilmem. Ben hiç çocuk olmamıştım, 40 yaşına geldim. 40, düğüm gibiydi yaşamak; bir düğümü açarsın, bir başka düğüm. Bir düğümü çözersin, başka bir alem, elem içinde alem büyüyordu. Oysa baktığımda, her günüm aynıydı. Hiç değişmeyen, koca yalnızlık gibiydi hayatım.

Bir gün güzel bir şeye başlasam, bir ufaklık şey beni dağıtıyordu. Nedensiz bolca sinirleniyordum. Büyükler gibi kızıp, öfkelenip dağıtıyordum her yeri. Koca koca laflar söylüyordum etrafımdakilere. Bağıra bağıra susuyordum aslında. Küserek kelimelerim boğazımda düğüm. Ben bu hayatı yaşıyormuydum, yaşamıyormuydum, bilmiyordum.
Sabah gözlerimi açar, gece uyuyabilene kadar etrafımdaki kişileri izlerdim. Diğer gün yine uyanmaya kalkıyordum. Neyi bekliyordum bu evde, bilmiyordum. Bu eve de gelişim kaç şehirde geçirerek geri gelmem oldu, neydi burası, bilmiyordum. Vatan mı, toprak mı, yoksa beni çeken başka bir enerji mi, bilmiyordum. Sahi enerji, diyorlar; o da neydi, onu bilmiyordum.
Onun iyisi kötüsü de vardı sanırım hayatta, değişik gibi o da öyleydi herhalde. Benim hayatım değişikti, o yüzden ilginç gelir bazen bana. Anlattıkça size de ilginç gelecektir, herhalde. Bazende yokum diyorum, çünkü hiçliği yaşıyordum. Yaşıyormuydum, yaşamıyormuydum, onu da bilmiyordum.
Size de oluyormuydu öyle? Varmışsınız dünyada, yokmusunuz? Kimse seni görüyor mu? Çocuk muydum değil mi? Yoksa ben insan değil miydim, görünmeyen, silik, yok olan, yokluğu yaşayan. Nerede bıraktım ben çocukluğumu acaba? Nerde unuttum kendimi? Nerde kaybettim çocukluğumu mu aramalıydım önce, yoksa önce çocuk mu olmalıydım, kaybolduğum yeri ararken? Yokluğumu fark ettim, hiçbir duygum, hiçbir özlemim, hiçbir sevgim kalmamışken...
Birisi uyandırır belki, birisi sıcacık ellerinden tutar, kalbinden görür. Bazı günler belki kalbinin olduğunu hatırlatır sana. Hayal gibi, dün gibi hatırlayabilirsin, yaradılmış özünü görürken, akar gider usulca bir pınardan seyri sulukta can bulursun, görürsün geçmiş yaşamını...
Hakikaten bugüne nice günlerin içinden geçtik. Usulca, sakin, bazen alevli, ama hiç çocuk olamadık. Çocukça yaşayamadık. Fark ettiklerimiz başkalaştıkça büyüdük mü, yok mu olduk bu karışık büyüklerin içinde? Kaosta kalmış gibi, her biri koca görüntüleri izlerken. Ya duvarda, ya ellerindeki dünyada küçücük şeylere bakıyorlardı, dünyayı izliyorlardı. Ama benim şu küçücük minik kalbimi görmüyorlardı. Her gün daha çok küsüp, daha çok yok oluyordum onlar karışık dünyalarında kaybolurken, bizleri unuttular.
Biz neydik artık hiçbir şey bilmiyordum. Ya bakar kör olmuştuk, ya o bağrış çağrış hengamede kulaklarımı minik ellerimle bastırıyordum, dışarıdakileri duymamak için. Sesler, çığlıklar, bazen titreyerek uyanır, bazen de seyre dalardım. Şoktayım, sanarlardı. Biri o duraksama anlarımda omzumdan dokunurdu herhalde, sıçrardım göğü görünce çırpınan kuşların uçtuğunu bilirdim. Hayatta yol almaya giden bir güzergahtalar, mevsimsel büyümeleri iç güdüselmiş oysa. Onları hayvan derlerdi, iç güdüleri var, davranışlarını öndeki komutan anne-babalarıyla gidiyorlardı, büyüdüklerinde ben anlamıyordum.
Biz hepimiz büyüyorduk; annem büyüyordu, babam büyüyordu, dedem büyüyordu, ninelerim büyüyordu. Bazen biz de büyüyorduk, biz büyüdükçe yeni doğanlar da büyüyordu, emekleyip daha çok büyüyordu. Ama sanki ben 10, 20, 40 oluyordum, ama sanki 2, 3 yaşında kalmıştım. Yanımdakiler değiştiler, hep önce ninem gitti buradan, bir daha göremedim onu. Sonra dedem, sonra uzak akraba denilen insanlar gidiyordu, hastalanıp bir daha göremiyordum. Onların yerine toprağa bakıyorduk, nedense biz de büyüyorduk. Arkamızdan gelen çocukları da görüyorduk bir gün hasta dediler babamı gördüm, yoğun bakımda. Ertesi gün onu yeşil arabaya koyduk, yıkadık, toprağa götürdük.
İnsanlar derlerdi; hani topraktan yaratıldı da nefes alamadıklarında neden hasta oluyorlardı, ölünce de neden toprağa koyuyorlardı canlarını? Toprak baba varsa, belki de annesi de vardı, ya da su teyze vardı, ağaç baba belki, güneş teyze belki, yıldız amca. Ha bu arada benim gerçekten adı Yıldız olan bir amcam vardı, onlar baba ile küsmüşler, ben hiç konuşmadım ama adı Yıldız'dı. Uzakta büyüdüğüm, azcık daha küçükken biraz hatırladığım bir halam vardı, onun adı da Gülümser. Ama hiç bana gülmedi, hep kızdı, neden bilmiyorum. Neyse, çok vardı tanıdığım, annem Sevim gibi ama pek sevemedi, ne beni ne kendini. Hala anlayamıyorum, o belki 60, 70 yaşında ama sevgisini hiç göstermedi ki bize. Ben anne bilmedim, babam da evde hiç olmadı, gece gündüz hep işteydi, göremedim onu. O erken gitti işte, nereye gittiyseler Allah çok sevmiş, erken almış yanına dediler. Demek bizi hiç sevmeden, sevindiremeden gitmek, onu sevmekten daha kıymetliymiş. Bu "kıymetli" kelimesini de yeni öğrendim, geçen biri "değerlisin" dedi, anlamamıştım. Ne diyordu ki, "kıymetli"yle aynı anlam dedi. Bilmediğim yabancı bir kelimeydi, ama öğrendim ikisini de. Ama fizikselde bilemeden, belki benim için de kıymetli şeyler vardı. Bulurum, ben de neler kıymetliyse.



Yorumlar